| Uzaktan gönderilen pulsuz mektuplar |
|
|
|
| Köşe Yazarlarımız - İlyas Salman | |||
|
Hani ırmaklar vardır Burada bahsettiğim aydın, dünyada hor bakan, kör bakan insan tipi değil. Etiyle, kemiğiyle, canıyla, kanıyla yaşama akraba olan insandır. Yaşamımdan bir örnek sunayım size. Yıl 1986 İstanbul'da, Şan Tiyatrosu'nda oynuyoruz. Eşim ve çocuklarım da gelmişti oyunu seyretmeye. Oyunun bitiminde, arabamıza bindik. Evimize geliyoruz. Ben, Taksim'in bayağı uzağında Bostancı semtinde oturuyorum. Arabamız da hurdanın dik alası. İkide bir öksürüyor, tıksırıyor. ''Gitmem!'' diyor. Yalvarıyorum. Yakarıyorum. ''Tekerini öpeyim araba!'' diyorum, anca yürüyor. E-5 yolu üzerinde, Göztepe ışıkları geçince, Tuzcuoğlu Yokuşu diye bir yokuş vardır. O yokuşa geldiğimizde bir baktım ki, sağda iki tane minibüs durmuş, iki minibüsün arasından altı tane vatandaş, bir adamı dövüyor. Dövülen adamın karısı ve çocukları feryat içindeler. Arabayı hemen sağa çektim. Eşim bana dedi ki, ''İlyas sen manyak bir adamsın. Bu kavgaya da karışırsın.''... Eşime döndüm, dedim ki, ''Altı tane puşt bir adamı dövüyor, sen yanından hiçbir şey yapmadan geçiyorsan, yedinci puşt sen olursun.'' Şimdi insanımızın büyük çoğunluğu, karşısında çok güzel bir manzara varmış gibi bu çirkin yaşamı seyrediyor. Daha öncede hep söylemiştim. Yaşamın içerisinde çok iyi bir seyirci olacağıma, kötü bir oyuncu olmayı tercih ederim. Bugün özellikle çalışan kesimin içinde bulunduğu koşullar, düşünen insanları açıkça titretiyor. Bir takım mahlukatların dediği gibi titreyip kendimize geleceğimize, fuzuli yere genetik titremeden, ''Üreten biziz, yöneten de biz olacağız!'' demeliyiz. Kendi küçük dünyamızın içine hapsolmak hiçbirşeyimize yakışmıyor. Ben taş çatlasa on beş günde bir mahkemeye çıkan birisi olarak, şu gerçeği kafama kazımak zorundayım. Devlet tarafından bileğimize takılan kelepçe hiç önemli değil. Kendi elimizle beynimize taktığımız kelepçe asıl utanç vericidir. Yoksa hayat bize ispatladı ki, Sağmacılar ya da Metris küçük hapishane. Sevgili şairimiz Hasan Hüseyin Korkmazgil'in dediği gibi: Hapisane seni yapan kör olsun Büyüğü mü, küçüğü mü, hangisi? Yaşamı uzaktan gönderilen pulsuz mektuplar gibi satır aralarında okumak yerine, içine Deli Dumrul gibi dalmak zorundayız. Kars'ta bir kedi ölse, İstanbul'da üzülmeyen İlyas'tan hayır gelmez. Herkesi kendi gediğinde sağ olmak yerine, yan yana, kan kana, can cana, nefes nefese bir hayata çağırıyoruz. Hoşgeldiniz!!
|





