Solun Takiyyesi PDF Yazdır e-Posta
Köşe Yazarlarımız - İlyas Salman

Tanımını yapamayacağım korkuların, kaygıların içinden çıkamayacağım soruların ve sorunların içinde buldum kendimi. Çocukluk çağımın erken saatlerinde yolculuk yapmak zorundaydım.

O zamanlar ağabeylerimiz, ablalarımız ''sol'' dediklerinde ''Solcuyuz, yanınızdayız.'' dediklerinde ''Sol nedir?'' diyecek kadar cesaretim yoktu. Oturma odası, yatak odası, kiler ve mutfak olarak kullanılan tek odada yer sofrasının başındaydık. Tarhana çorbası dolu tahta kaşığını gösteren solcu ağabeyimiz babama ''İşte bu nimeti hangi emekle kazandığını ve bu nimetin kimler tarafından çalındığının farkında olmalısın'' demişti.

''Yediğimiz ekmeğin, içtiğimiz suyun, soluduğumuz havanın ve bunları üretirken yararlandığımız özgürlüğün fiyatı var; ama bu fiyatı sen belirleyemiyorsun. Üreten sensin. O halde fiyatını belirleyende sen sen olmalısın'' demişti.

Bu cümle, ağabeylerimiz ve ablalarımız babamın-anamın ellerinden saygıyla öpüp gittikten sonra düşünsel anlamda çok yordu beni. Bütün sorularım cevapsız bana geri dönüyordu. Hazreti Ali'nin yiğitlik öyküleri, Yaşar Kemal'lerin, Orhan Veli'lerin Köy Enstitüsü'nden yetişme yazarların, Mahmut Makal'ların, Tonguç'un yazı-çizileri benim solu tanımlamam konusundaki çabalarıma tam ve eksiksiz bir yanıt vermiyordu.

O zaman el yordamıyla anladığım şey: Sol tamamlanmış bir şey değildi. Zamanla ''Tamam budur'' diyeceğimiz bir şeyde değildi. Başlangıçsız ve sonsuzdu. Tıpkı deli bir nehirdi. Zaman zaman menderesler çizerdi. Yoluna çıkan kayanın tepesinden aşamazsa etrafından dolaşırdı.

Sulayacağı çimeni, çiçeği, insanı, hayvanı, börtü böceği bulana kadar Leyla'yı arayan Mecnun, Elif'i arayan yaralı Mahmut, Aslı'sına ulaşamadığı için ahından yanan Kerem'di.

O Fransız Devrimi sırasında sermayeyi, toprak beylerini ve yeni filizlenmeye başlayan bankaları koruyan Jirondenlerin ya da eşitlik, özgürlük, kardeşlik adında yola çıkan Jakobenlerin sağa ve sola oturmasından dolayı ikiye bölünmesinden ayrışan bir anlayış değildi. Genç yaşımda anlayabildiğim kristal gerçek şu oldu:

Sol; aşk, şiir ve kavgaydı. Çünkü evrende aşık olacak çok güzel, uğruna şiir yazılacak çok güzellik ve kavga edecek çok puşt vardı.

Kültür dediğin şeyin
Karabet ustanın odununa benzemez suratı
O ne şapırtılarla çiğnenen bir sakız
Ne de Vatan Yahut Silistre'de
Abdullah çavuşun tiradıdır
O şaha kalkmış bir kavga atı
Kalın kabzalı bir savaş kılıcıdır
O ata atlayacak yürek
O kabzaya bilek gerek

Nazım Hikmet

Çocukluk yıllarımın köprüsünün altından çok sular geçti. 1960 sonrasında çok vatanseveri toprağa uğurladık İlki Turan Emeksiz'di. Arkasından Vedat Demircioğlu ve sonra 1969'da Battal Mehetoğlu... Battal Mehetoğlu'nun Malatya'daki cenaze töreninde toplandık. Slogan atıyoruz. O günün en gözde sloganı ''Bağımsız Türkiye!'' Slogan sonrasında arkadan farklı bir ses geldi: ''Bakımsız Türkiye!''... Öndeki grup içerisinde solun ileri gelenlerinden bir (şimdi adını veremeyeceğim) arkadaş geriye döndü, ''Dayı haklısın. Bağımsız olmayan bir ülke bakımsızdır'' dedi. O zamanlar bakıyordum da, özellikle 1971 darbesi sonrası ''Bağımsız Türkiye!'' diyerek yola çıkan solcuların çoğu trafik polisi oldular: Sağdan gelene geç, soldan gelene dur!.. Kimi oligarşi (ben de içindeyim), kimi patronluğa devleti, kimi hakim sınıflar, kimi sade düzen demekle farklı ve en doğru isimlemeyi yaptıklarını iddaa ediyorlardı. Bu farklı söylemle tespitleri arasında uçurum olduğunu tespite çalışıyorlardı. Uzun uzadıya düşündüm, araştırdım. İlkelerde ve söylemde ayrı yolda olduklarını savunan sol siyasi örgütlenmelerin liderlerinin sadece isimleri ayrıydı. Adlandırdıkları düzen aynıydı: Sosyalizm.

Şimdi bu biçimsel demokrasi pezevenklerinin arkasında yürüyen kitlelere bakın. Güdümleyen liderlerine ve sloganistlerine yumurta ve domates atmakla meşguller.

''Benim solum seninkinden iyidir'' gibi kısır zibidiliklerin içinde değilim. Herkesin sol yanımdan alacağı doğrular var. Tüm sola sesleniyorum.

Deniz Gezmiş idama giderken şöyle diyordu:

''Baba sana teşekkür ediyorum; çünkü Kemalist düşünceyle yetiştirdin beni. Küçüklüğümden beri evde Kutuluş Savaşı anılarıyla büyüdüm. Baba biz Türkiye'nin İkinci Kurtuluş Savaşçılarıyız.''

Ya ''Deniz gerçekten Türk halkının Birinci Kurtuluş Savaşı'nın onuruna inanmıştı, o yolda canını verdi'' deyin ya da ''Deniz takiyye yapıyordu, sahtekardı, Mustafa Kemal'in bağımsız Türkiye düşüncesinin düşmanıydı.'' deyin

Sağa sola sesleniyorum: Hodri Meydan!!

Not:

Sağa Min'el hak

Sola En'el hak

 

Yorum Yap


Security code
Kodu Yenile