| Onlar huzurdan korkanlardır |
|
|
|
| Köşe Yazarlarımız - Alirıza Uğurlu | |||
|
İnsanlığın doğuşuyla, toplu yaşam da önemsenip gerçekleşmiştir, sistemleşme de hemen anında akla gelmiş olsa gerek. Hiç de gerilere dönmeden, son takılıp kalınan ‘’İnsanın insanları keyfe göre kullandığı ‘’kapitalist sistem uyarlandı ve iki elle de sıkı sıkıya sarıldılar. Onun için yazılı kurallar da konmuştur. Hiç de insancıl yanı olmayan adına ‘’kanun’’ denen ‘’o zor’’ halklara dayatılmaktadır. Korunması için de emre amade ‘’silahlı güçler oluşturup uğurda ölen ölür, kalan yine ‘’hizmette kusur etmeden’’ işlerinin başında tutulur… İşte bu yöntemle kocaman dünyayla işlerine geldiği şekilde tepe tepe, ‘’kedinin fareyle oynadığı gibi’’ oynarlar. Kim bunlar?, yaşamları doğuşta nicelerden farklı yaratıklar mıdır? Asla…Öyleyken: Huzur ve istikrarlı bir dünya düzeni oluşabilir mi?, bu korkuyla arkası kesilmeyen kanlı savaşların durmadan planlandığına tarih şahittir. Ülkeden ülkeye koşuşturan sözüm ona ‘’sistem sözcüleri’’ buluştukları yerlerde huzur yanlı insanların korkusundan etraflarında bir sürü silahlı koruyucu görmek isterler. İşte o korku insan düşmanlığının en belirgin kanıtıdır. Hiç de insani yanı olmayan bu dünya düzenini korumak için, silaha ayrılan emek ürünleri insanları aç ve doğayı tarumar etmeye yetiyor… Peki, sorun ne zaman çözüm bulur? Bu kara yarı küre üzerinde yaratılan her insanın ’’ben de insanım’’ deyip başını dik kaldırmasıyla mümkün olacaktır. Açların ve yoksulların doyup huzur bulacağı bir dünya da elbette ki, keyif çatanların rahatı kaçacaktır ve o korku hep de akıllardadır. O açıdan dünya’yı devamlı huzursuz bir ortamda tutma işi gündemin baş sıralarında sıkı sıkıya durur… Türkiye de son 60 yıldır iktidarların emperyalist güçlerle iyi ilişkiler sürdürmeye çaba harcaması, herkese ne demek istediklerimizi anlatıyor olmalı. İnsani sorunlara göz kulak kapamak, huzur ve barışın karşısında olmaktan başka ne olabilir ki? İnsanların biri birlerine sorun olması ve her türlü sıkıntı yaratan olayların asıl nedenleri, işte bu gün yüz yüze olduğumuz dünya düzeninin bağlayıcı ve dayattığı kurallar demiş isek doğru demişizdir… Onca yıllar laf atanların laflarının arkasında olamadıkları gerçeği akıllardan ırak olmasa gerek. Sorunlara bu günkü dünya düzeni içinde çözüm aramaksa, tümden yanıltıcıdır. Savaşlar arkasından açlık ve sefalet bu sistemin kendi hukukuyla bizzat muhafaza edilmektedir. Şu parti ya da öteki parti, ‘’davulun davulcudan davulcuya değişmesi gibi bir şey olacaktır, davul ise yine hep aynı davul, gümleyip aynı sesi çıkaracak demektir… Yaşam biçimlerini geçmişinden devralan halkların doğasallığı bir kavgaya neden gösterilebiliyor. Bu açıdan, ‘’dünyada huzur ve istikrardan rahatsız olacaklara’’ en iyi yanıt, diye diye dilimizde tüv biti, yine de diyeyim ,‘’ halkların kardeşliği’’, birbirlerini olduğu gibi insan kabul edip ‘’savaş ve sömürüye yasak koymakla mümkün, yada bu bulanık su kanalında huzurdan korkanlara ’’seyri sefa olup’’ boğuluncaya dek çırpınmak olacaktır. Saygılarımla.
|





