|
Son günlerde ağırlıklı olarak TBMM ne de taşınıp ve tartışılan kişi dinleme olayının bir benzeri eskiden köylerde olurdu … İçerde konuşulanları dışarıdan (kapı arkasından, pencereden, bacadan) kulak dayayıp alabildikleri kadar haberi alıp ulaştırılması gereken yerlere ulaştırma olayı, - Kız alıp vermelerde ya da kaçırıldığında - Kabile kavgalarında - Muhtar seçimlerinde, birileri bu işe soyunurdu… Ancak bunu yapanlara (müzevir) derlerdi. Tabi, yukarda dediğim gibi, bu iş genelde bu günkü gibi teknik araçlar aracılığı ile değil, kapı, pencere, baca diplerinden henüz elektriğin de olmadığı dönemlerde gecenin de karanlığından yararlanarak yapılırdı, o nedenle kapı arkaları baca dipleri sık sık da yoklanırdı...Çaktırmadan konuşulanları haber olarak alıp birilerine kavuşturma olayı (müzevirlik) Günümüzde 72 Milyon nüfuslu anayasasıyla kurumlarını oluşturmuş bir hukuk ülkesinde ‘kişinin konumu ne olursa olsun’ onun günlük yaşamına kadar girmeye çalışan, kişi ya da kurumlar sistem ve onun hukuki ile sorun yaşıyor olsa gerek. -Bu tip uygulamaların ahlaki ve de hukuki dayanağı olabilir mi? -Bu uygulama kişilik haklarına saldırı sayılmaz mı? Durmadan insan hak ve hukukundan ve demokrasiye açılımlardan söz edilecek ve diğer bir yandan gizlice hiç de çağdaş olmayan’ bir yöntemle’ kişilerin günlük yaşamına girmeye çalışılacak… Bu konunun öncelikle hukuku bir dayanağının olup olmadığı hukukçulara sorulmalıdır, ya onlarda ‘telekulak’ denen telin tuzağında takipteyseler, o zaman bu ülkede hukukçularla hukuk da mahküm demektir… Peki şimdi demokratik açılımların tartışması yapılmakta, onu da anlamak zor ya, Ancak, tüm dünya da insan hak ve özgürlüklerinin önünü açma çabaları sürdürülürken Türkiye de ‘’3000 yargıç-600- gazeteci- 300 M.Vekilinin telefonu yürütme tarafından dinlendiği söylenmekte… Bazı işletme ve kurumlarda ‘işçi ya da memur’ gözden çıkarılmışsa takibe alınır ve defteri tezden dürülür. Örnekler çok, ne iş hukuku ve nede iş yeri yönetmeliği ciddiye alınmadan adam kapı önüne kolaylıkla.sudan hesaplarla konur… Bu iş işçi ve işveren ilişkilerinde sırtını başı boş sisteme dayamış sermayenin korkusuzca oynadığı oyunlardan bir tanesi. Öyleyken, ağrılı sancılı da olsa’ çok partili parlamenter yapıda ‘Yürütmenin parlamentoda sayı çokluğu ile muhalefet ve yargıyı sindirme çabaları demokrat her düşüneni huzursuz eder. Çağdaş huzurlu bir ülke olmanın özlemini çeken yurttaşların kafaları karıştırılmamalıdır. Balık baştan kokar diye bilinen meşhur bir söz var… Herkesin anlayacağı, demokratikleşmenin önünün açılması yargının tam bağımsızlıyla mümkündür. Kişi dinleniyorsa hakkında mutlak surette bir şeyler düşünülüyor demektir. (Tele kulak uygulatması ile kişi dinlemenin ötesinde yürütmenin çok işlerde hukuk kurallarına uymadığı iddiası muhalefet partilerinin dillerinden yıllardır düşmedi…Akıllarda olan, asıl yapılması gereken, ‘gizlice şüphe peşinde koşmak yerine’ dokunulmazlıkların kaldırılması koşuluyla ‘meclis içinde ve dışında’ her ne kadar bekletilen ‘yolsuzluk usulsüzlük’ dosyası varsa, yargıya niçin götürülmüyor? Kamu vicdanı biraz da olsa rahatlamış olur. Ülkede halkların eşit ve kardeşliği yine yargının bağımsızlığı ve yasamada uzlaşma ile mümkün olacaktır diye düşünüyoruz.. Kamu oyunun da gündemine oturan ve merak edilen ‘demokratik açılım paketi’ içinde ne olduğu parlamentoda bile açılıp tartışılamadı. O paketten halkların kardeşliğini pekiştirecek ve ülke de huzurun istikrarın önünü açacak önerilerin çıkması ve hayata geçirilmesi için, uzlaşma beklenmekteydi ve beklenecektir de.
Saygılarımla. 14,11,09
|