| Vefasızmış Denmesin |
|
|
|
| Köşe Yazarlarımız - Alirıza Uğurlu | |||
|
Yaşamımla ilgili konulara yeri geldiğinde kısa da olsa değinmişimdir, şimdiyse onlara kısa bir değişikliği ekleme gereğini duydum… Değişiklikten söz etmişken, aslında dönen dünya’nın hızıyla yarışıp, uzaydan kainatı görüp yönlendiren insanın değiştiremeyeceği tek şey varsa oda düşünülüyor olsa gerek. Yani, Dünya düzeninde insan yaşamını düzenleyip düzeltmeme inadı da inanıyorum değişecektir. Toplumda çağdaş yaşamın gerçekleşmeme nedeni demokratlaşma yolunda ‘’Kültürel sanat ve eğitim’’in önü hep tıkalı tutulmuştur, açılması için öylesi bir dünya henüz kurulamadı. Öyleyken, zorla önü açılan örgütsel, sosyal, kültürel mücadelede gırtlak gırtlağa yılları katladık…Şimdiyse, hani derler ya ‘’Bülbül altın kafese bırakılmış, illa da vatan demiş’’ Ben de ona benzer bir özlemimi gerçekleştirdiğimi sanıyorum. 70 i bir adım daha geçen yaşım beni köyüme getirip oralı olduğumun altını kalınca bir çizdi… Köyümün tarihi ile ilgili yazdığım ‘’Oğuzların Uzantısı Arguvan’ın İSAKÖYÜ’’ araştırma kitabımda bahsetmiştim. ‘’Aslen İSAKÖYÜ’ lüyüm’’ 41 yıl önce bıraktığım ve daha da çok gençken yapmış olduğum eski bir evimi yıktırıp yerine bir yenisini yaptım’’. Köye yolu uğrayanlar, köye tırmanan kısa yokuşu çıkıp köye doğru devam edildiğinde sağ tarafta yeni bir ev görülecektir, işte orası sığınacağım adreslerimden birisi olacak… Peki neydi kocaman (41) yıllık bir Dünya turundan sonra ‘’artısı varsa tabi’’ gelip buraya çakılmak… Aslında yukarda da bahsettim ya, ‘’bülbül misali’’ Ben yazılarımda bu köy’den bahsettiğimde, tüm Arguvan’ın bir çok köyü ile birlikte Selçuklu ve Osmanlı zulmünden sıkışıp kovalanıp gelip bu tenha yerlerde yer edindiklerinden de söz edip, bunlar ‘’Oğuz boylarının birer parçası ‘’Türkmenler’’ demiştim. Anadolu’nun bir çok yerlerinde görüldüğü gibi, bu köylerin Horasan’’dan Moğolların sıkıştırmasıyla 11 yy da Anadolu’ya girip Selçuklu ve Osmanlı baskılarıyla dağıtıldıkları gerçeği her araştırmacı tarafından da doğrulanmıştır, yani hep kovalanmış ve kaçmışlar. Bu köy ve benzeri ‘’Türkmen olan köyler‘’ Cumhuriyet döneminde de hep politik ayrıcalığa tabi edilmiş ve edilmekteler de… Bana gelince, vefa götürmez ölüm denilen doğruya bir gün teslim olacağım ya, eğer ömür biraz daha vefa kılarsa bu topraklara bağrını yaslamış omuzları boşlukta o insanlara ara sıra da olsa katılıp hallaşmak istedim… Ha yaşımla ilgili akla gelenler gerçekleşebilir, evet tabiatın kanunu değiştirebilecek güçte de değiliz ya, Bu ‘’EV’’ de köyüme anılarımın bir devamı olarak hatıra kalsın istedim… Şurasını açık bir yürekle de açmakta yarar olsa gerek diyorum. Kişi tavrı nedeniyle her yerde olduğu gibi ‘’kendi doğup büyüdüğü yerde de’’ bazen bir şeylere takılabilir, rahatsız da edilirler… Her şeye rağmen, önemli olan ‘’Benim ben gibi durabilmemdir. Burasını iyi hesap etmek de yine kişinin kendi irade ve kararlılığıyla denk olsa gerek… Köy deyince, hele de ‘’geri kalmış hukuku işletilmeyen ülkelerde, merkezi yönetimlerce en çok da ‘’eğitimde, sağlıkta, korunmada, yani yaşamın her alanında ihmal edilen yerleşim yerleridir. Bu yerlerin merkezi yönetimlerle doğrudan irtibatta olmaları için köylerde ağırdan almanın nedenleri de sorgulanmalıdır, bence. Seçimlerde vekil yada muhtar ‘’ben olayım’’ heyecanı mührü ele geçirene kadar sürmemelidir. Köy sorunlarının çözümü bir üst makamın ağız hareketleriyle sınırlı bırakılması da hukuk dışılık demektir. Eskilerden süregelen alışkanlıklar geleceğe taşınmamalıdır. Sorunların çözümü için, hukukun zorunlu kıldığı yollardan köy ve köy ihtiyar heyetlerinin üst makamlarca önlerinin açılması da hukukun gereğidir, diye düşünüyorum. İnsana biçilen ömür renklidir, ancak yeterli de diyemiyoruz… Saygılarımla.
|






